Ortaören Köyü

EKİNÖZÜ,ORTAÖREN,SOYSALLI,KANDİL,KABAKTEPE VE YENİKÖY İNTERNET SİTESİ
 
Ana PortalAna Portal  AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Fıkralarımız

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
muhittin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 44
Kayıt tarihi : 24/02/10

MesajKonu: Fıkralarımız   Ptsi Mart 22, 2010 8:55 pm

KİME GÜLDÜK KİM GÜLDÜRDÜ BİZİ
KİME GÜLDÜK KİM GÜLDÜR BİZİ
Süllemen Emmimi desem ? Bekir emmi mi desem ?
Yada bir başkası Haydi yazalım ki Kahkahamız duyulsun
? ****************************************** ? ? ? ? ? ? ? ? ? ?
********** BORÇ PARA
Günlerden bürgün abdulyab emminin yanına para istemeye bir uyanığın birisi gider para istemeye mustafa emmi bana bir miktar para ver borç olarak der abdulvahap emmide derki nezaman verecen olum der pazar tesi verecem emmi der şimdi param yok pazar tesi gel oğlum der neyse adam pazar tesi mustafa emminin yanına gider hani emmi bana para verecektinm der verim olum der mustafa emmi parayı alır minderin altına kor geri tekrar alır minderin altından aha pazartesi verdim aha pazar tesi geri alıyom der uyanık adam şaşkına döner derki mıstafa emmi bendende uyanık cıktı .Kaynak ŞERİF ŞEKERCİ

SÜLEMEN EMMİ İSPİYONCUDAN KORKAR
Sülemen emminin emsalleri yavaş yavaş ölmeye başlayınca vatandaşın biri de duramamış söyleyi vermiş valla işin yaş sülemen emmi emsallerin
tek tek öbür dünyaya gidiyor seninde işin yaş " der sülemen emmi biliyorum beni Azrail unuttu unutmasına amma Omar goca öldü onun ağzı sıkı
amam Köşker İrbaham'min ağzı cıvık şimdi o duramaz gider Azraile der esas ondan korkuyorum......... KAYNAK İhSAN EKİCİ

************************************************************


ORTAÖRENLİLERİN HALİ

Ortaörenliler kandıla oduna giderler 5-6 kişi eşşeklerle kandıl'lılarda
Ortaörenli oduncuları çevirir bir güzel döverler.

Odunlarını alırlar iplerini keserler eşşeklerin semerlerine zarar verirler,paltalarını kırarlar velhasıl bizimköylüler per perişan köye düşerler .Bunu gören köy halkı sopayı çeken kaldıla hüçüma geçer büyük bir kalabalık ellerinde Taş deynek .Kandıllılar bakarlarki iş iş degil adamların niyeti kötü baş etmelerine mümkün degil.Topuguna tüküren kaçmaya başlar . Bizim köylüler kandile girerler girmesine bakarlar kimsecikler yokk öfkeli ahali ordan oraya saldırır ama nafile kimsecikler yok.Bir bakarlarki dutların dibinde bir yaşlıı gözleri görmeyen bir garı Biri der durun ya bu kadıncagız yaşlı öbürüde der durun arkadaşlar ayıp olmaz bu kadıncagıza vurulmaz der.AMMA velakin dayagı yiyen lerden biri ahaliyi kışkırtır derki
"AMANIN DURMAN VURUN İŞTE GANDILLILAR BUNDAN TÖREDİ"der.

Hala ogün bügündür Amanın vurun galdıllı bundan töredi derlerde hallerini anlatır gülerler
********AZRAİLİN TAVUĞU ÇALINIRMI******
Tomsuk ahmet'den bahsedip konuya girecegim.
Efendim 150 cm boyunda 45 kğ agırlıgında çatık kaşlı özü tatlı ama kendi biraz sinirli iyi bir dede.(Halen elbistanda yaşar el arabasında bıçak satar)
Uzun çayırda tomsuk Ahmedin komşusunun dügün olur düğün gecesi Gençler gider tomsuk ahmed'in Kümesinden girer tavuklarının bir kaçını çalar götürür bağda yerler Ahmet emminin karısı sabah bakar ki tavuklarda bir kaçı yok !!.Doğru eve çıkar bakar ki hala dügün yorgunu Ahmet emmi uyuyor hışımla Ahmet emmiyi uyandırır bire heriff ne yatarsın kümeste tavuk koymamış çalmışlar sen daha ne yatarsın ya diye agıt figan tutturur Ahmet emmi atlet pijama bir oraya bir buraya koşar ama nafile tabiii hidetini yenemez evin damına çıkar ellerini yumrak yapar o sabahın serinligin de köye döner ve bagırır" Bire Allahsız lar Azrailin tavugu çalınırmı siz kendinizi ne sanıyorsunuz ulann"!! diye damda bagırır.Hala biz arada bir "ulan Azrailin tavu çalınırmı "der güleriz
KAYNAK: Maşallah GÜL





--------------------------------------------------------------------------------

****** ABDULVAHAP MUSTAFANIN İSYANI !!!

Günlerden bir gün Aşağıortaören’ den Rahmetli Abdulvahap Mustafa bir iş için Yukarıortaörenli Durmuş ( Kel Durmuş )’u arar.Duyarki Durmuş aşağıortaörende.Köyün erkeklerinin toplanma yeri cami önüdür.Abdulvahap Mustafa caminin önüne gider,bakar.Ordan birisi derki Durmuş az evel Yukarıortaörene gitti.O zamanlar köyde telefon yok.Abdulvahap Mustafa Elinde bastonu düşer Yukarıortaören’in yoluna.Az gider uz gider yorgun argın varır Yukarıortaören’e.Vardığında Durmuş’un tekrar Aşağıortaören’e gittiğini duyar.İhtiyar haliyle zaten yorgun olan Abdulvahap Mustafa yönünü kıbleye döner bir elinde bastonu kaldırır havaya, bir avucu açık derki ‘’ Allahım Durmuş’u yarattın beni niye yarattın.Ee beni yarattın Durmuş’u niye yarattın.’’ Der.
Çok teşekkürler yazan Üyemize işte sizinde yazmanızı bundan istiyoruz





--------------------------------------------------------------------------------

Bir Çuvala 30 Kişi Doldurulma Olayı

Filme alınabilecek, TV oyunlarında sergilenebilecek bir komedi. 30 insan bir çuvala sığar mı?” diyenler olacak, hem de haklı olarak. Amma velâkin, yazımızı okuyanlar; “Haklıymışsınız” diyecektirler kuşkusuz.

Yıl 1938'ler. Olay, Kahramanmaraş ili Elbistan ilçesine bağlı Celâ köyünün Kötüköy mezrasında yaşanır (Celâ; Ekinözü adı ile ilçe olmuştur).

Mali durumu oldukça iyi olan ŞARİKLER kabilesinden bir gencin düğünü var. Ortaören köyünden Memiş Ali de davetlilerden. Memiş Ali; küsleri barıştıran, kavgacıları yatıştıran, bu sebeple de hatırı sayılan değerli bir şahsiyet. Ayrıca, O'nun bu popüler durumuna ilaveten, düğünlerde şenlik çıkartma ustalığıyla da tanınır. “Dur bakalım, Memiş Ali bu düğünde ne oyun sergileyecek?” diyenler çok.. "Tilki gibi, O'nun ne yapacağı belli olmaz” derken, O, oyunun birinci bölümünü başlatmıştır bile:

Büyük bulgur kazanında, gövde halinde pişirilmekte olan kısır keçiye göz diken Memiş Ali, durumun keşfini yapar. Bu gövdenin, bacadan sarkıtılacak kancalı örme (kendir) ile dama çekilerek aşırılması mümkün. Ancak, aşçıbaşı başta, oradakilerin dikkatinin başka bir tarafa çekilmesi gerekiyor. Memiş Ali zekî adam. Hemen çaresini bulur; bitişikte koca ahır var, önce, kümesin ahır tarafına açılan takayı açar. Bir sürü, tavuk, horoz, kaz, hindi v.s. hepsini ahır tarafına geçirir. Ciyak cıyak sesler yükselmeye başlayadursun, akabinde, yemliği başında bağlı öküzler, inekler, atlar, eşeklerin yularlarını da çözüp bırakır. Âdeta bremen

mızıkacıları olayı sergilenmektedir. Ahırda, harıltılar, zırıltılar, gürültüler, tepişme ve kapışmalar kırıla gitmeye başladığı anda, aşçıbaşı başta, oradakilerin dikkati ahır tarafına çekilmiştir. Çünkü görmeye değer bir manzara. Komedinin bir enteresan yanı, sanki bir hayvanlar harbinin sergilenmesidir. Onlar bu durumu izleyedursun, Memiş Ali, derhal harekete geçer. Ekibi hazır. Damdan sarkıtılan örmenin (kendir) ucundaki kancaya, keçi gövdesinin takılması ile bacadan çekilmesi bir olur. O fasıl tamam. Ahırda hayvanlar harbini, diğer deyimle kavgasını izlemekten dönen aşçıbaşı bir de bakar ki pişen keçi gövdesinin yerinde yeller esiyor. Tongaya düşürüldüğünü anlar. Oldu bir kere. Ama gam değil. Yüzülmüş bekleyen öteki gövdeyi hemen kazana koyar.

Oyun üç perde. İkincisi bitti. Üçüncü bölüm gece uygulanacaktır. Yüzükler oynanır. Sıra türküleri çağrılır. Yüzüğü kaybeden tarafa çeşitli oyunlar uygulanır. Toramanlar (güldürücü deyişler) söylenir. Gece yarıyı çoktan geçmiştir. Uyku gözlerde tütmeye başlamıştır. Artık dağılınmaktadır. Ancak, otuzu aşkın kişi, o odada kalacaktır. Ve kalacaklar kalmış, uyuma faslı başlamıştır. Odanın sergisi, duvarın dibinden bir ucu tabana serili, bir kısmı da dürülü durmaktadır. Memiş Ali'nin arayıp bulamadığı bir manzara. 30'u aşkın misafir kıl çadır üstünde kan uykuya dalmıştır. Akabinde hazırladığı ip ve çuvaldızla çadırın öteki ucunu usulca üzerlerinden çeker. Uyuyanlara bir nevi de yorgan ama, bu yorgan bilinen yorganlardan değil. Memiş Ali, çadırın iki ucunu diker. Dikme yeterli değil, hemen bir kova su getirip üzerlerine saçmasını müteakip atına bindiği gibi Ortaören'in yolunu tutar.

Kan uykuyu bölmek zorunda kalan misafirler, şaşkınlık içindedirler. “Bize ne oluyor? Rüya mı görüyoruz?” derler. Kalkmak isterler kalkamazlar. Sesler yükselmeye başlayınca bitişik odada yatanlar uyanıp gelirler. Komik manzarayı görüp, dikilen yerleri söküp, misafirleri kurtarırlar. "Bunu kim yaptı?" demek fazladan. “Memiş Ali, Memiş Ali” Onu tutup, gûya misilleme eziyet, yani oyun yapacaklardır. O ise çoktan Ortaören'e varmıştır. Ruhları şâd olsun.


Kaynak, Ortaören köyünden olup, Kızılcaoba mahallesinde oturan, Memiş Ali'nin oğlu, SSK'dan emekli Abdulbaki Ekici







--------------------------------------------------------------------------------

Deve Kini
Deve kini deyip geçmeyelim. Barışı seven ecdat, sulh sırasında, tarafları yatıştırırken; “…Deve kinli olmayınız” buyururlarmış. Büyüklerimiz halen de, iki müslümanın arasını görüp barışı sağlamaya çalışırlarken; “Deve kinli olmaya gerek yok. Müslümanın üç günden fazla küsülü durması haramdır” diyerek barışı gerçekleştirirler, gerçekleştirmeye çalışırlar.
Kitabıma taşıdığım olay, yaklaşık 1750'lerde, Kahramanmaraş'ın Elbistan ilçesine bağlı Ortaören köyünde yaşanır.
Hatay bölgesinin tek adamı durumunda olan, değerli şahsiyetler yetiştiren Mürseloğlu beyi, her yaz bir iki katar devesi, sürü sürü koyunları ile Binboğa, Hezenli, Elbistan'ın Sultankorusu ve Sarıçiçek dağlarında yaylaya çıkar. Beyin hanımının adını taşıyan Sultankorusu adı da oradan gelmektedir. Bu Koy, bu vadi o tarihlerde düz ova olup, sonradan kurulan; (Kara ve Keçe mağara köyleri ile Beyyurdu, Köşk, Horhor, Yapılı) ve çevresini içine alan köylerdir.
Hatay'dan kalkan koyun sürüleri, deve katarları ile Nisan ayında, Şardağı'nın güney etekleri olan İğde ovasına gelir. Yaylanın karı kalkıncaya kadar burada kalırlar ve o havalide otlarlar. Tarihi kalıntı ve eski eser açısından son derece zengin olan Ortaören köyünün ileri gelenlerinin başında Abdal (Erişkin şahsiyet demek) Ahmet, beyin develerinin mevsimlik çobanıdır. Bir gün aşırı huysuzluk yapan deveyi terbiye olsun diye döver. Bu dövmeden bir-kaç gün sonra bey gelir. Abdal Ahmet, durumu beye anlattığında; “Aman yavrum dikkat et; fırsatını bulursa o deve seni öldürür” der.
Ahmet, gece otlatırken o deveyi kontrol altına alır. Taşıdığı keçeyi içinde yatıyormuş süsü verir. Kendisi ileriden takip eder. Her gece keçeyi yokladığını görür. Bir gece börkünü keçenin baş kısmına koyar. İçine de yine bir şeyler koyup, profesyonel tiyatrocu gibi içinde yattığı izlenimi verir. Bu defa kesin yattığına inanan bu deve gece varıp bir hışımla keçeyi bacakları arasına alarak üstüne çöker. Geriden bu durumu da izleyen Abdal Ahmet, artık kendini yüzde yüz korumaya alarak görevini sürdürür.
Halen Ortaören'in üçte ikisini oluşturan Abdal Ahmetler kabilesi bu durumdan yeri geldikçe söz ederler.
Kaynak: Belediye Hizmet İş Şubesi eski başkanı Celal Kılıç.




--------------------------------------------------------------------------------

Ramazan'da, 30 gün yerine 28 gün Oruç


Palo Mamedin, 30 gün olan Ramazan Orucunu 28 güne indirmesi olayından bahsedeceğim.
Yıl 1925'ler. İlginç olay Kahramanmaraş'ın Elbistan ilçesine bağlı Celâ köyünde yaşanır. (sonra kasaba, daha sonra da (Ekinözü adı ile ilçe oldu)
Mevsim yaz, sıcak günler. Halk; “Yarın”, “Yok öbür gün Bayram'ı” tartışır. İleri görüşlüler, Elbistan sorumlularına sorulmasını önerir ve bu fikirde ittifak edip ayağı çabuk PALO Mamedi görevlendirirler.
Yaklaşık 18 klm. gidiş, bir o kadar dönüş, toplam 36 klm yol.Yaya için az yol değil. Sabah erken yola çıkar. Akpınar yazısını geçip, Güblüce yol kavşağı yakınındaki armut ağacı dibinde biraz dinlenmek ister. Hem oruç, hem yol yorgunluğu ile gelen uykuyu geri çeviremeyen Palo Mamet derin bir uykuya dalar. Bir de bakar ki vakit geçmiş, ikindi olmak üzeri. Elbistan'a varış, durumu öğrenip geri dönüş imkân harici. Ekinözü'ne dönmeye karar verir. Ancak, yoluna hem gider, hem de; “CELÂ halkına ne deyim?” Fikrini müzakere edip, nihayet kararını da verir;
“-Ne fark eder? Elbistanlılar Orucu açmış, bu gün Bayram etmişler bile müjdesini (!) veririm” der. Köye varır, kafasına koyduğunu uygular. Bayram günü ORUÇ tutulmaz. Herkes Orucu yeyip Bayram ederler. Halbuki o gün ile birlikte Bayrama 2 gün var. Palo Mamedin foyası daha sonra meydana çıkar. Kasıt olmadığı için yerine birer kaza orucu tutanlar olduğu çoğunlukta olmasına rağmen, tutamayanlar da; “Vebali Palo Mamedin boynuna” deyip geçiştirirler. Durum, böylece unutulmayan anılar içine girer.
İşin gülünç ve tuhaf tarafı daha sonra sergilenir: Zamanla, bir grup bir başka konuyu tartışırlarken araya giren PALO Mamet; “Yahu,. Siz ne konuşuyorsunuz? Ben bu halka, Ramazan ayında 2 gün önce Bayram ettirdim, yine yaranamadım” deyip, O durumu, Celâ halkına ikram (!) ettiğini apaçık ifade eder. Ruhu ve ruhları şâd olsun.
Durumu ilginçliği dolayısı ile kitabıma taşımış bulunuyorum.
Kaynak, ünlü halk şairleri Abdurrahim ve abisi Bahaettin KARAKOÇ; pederleri merhum Ümmet Karakoç'tan dinlemişlerdir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ortaoren.hareketforum.com
 
Fıkralarımız
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ortaören Köyü :: ORTAÖREN VE ÇEVRE KÖYLER :: Ortaören Köyü :: Fıkralarımız-
Buraya geçin: